SEÇME SANATI

SEÇME SANATI

                     1. YABANIN ÇAĞRISI

1.1 Sıçanlar Ve İnsanlar

John Hopkins Tıp Fakültesi’nde üretken bir psiko-biyoloji araştırmacısı olan Curt Richter, 1957’de, çok şaşırtıcı bula bileceğiniz bir deney yapmıştır. Suyun ısısının dayanıklılık üzerindeki etkisini incelemek için Richter ve meslektaşları, düzinelerce sıçanı cam kavanozlara -her bir kavanoza bir tane- koymuşlar ve sonra kavanozları suyla doldurmuşlardı. Bu kavanozların duvarları, tırmanmak için çok yüksek ve kaygan olduğundan sıçanlar, kelimenin tam anlamıyla, “ya batarsın ya çıkarsın” durumunda bırakılmışlardı. Richter, sıçanlar, yaşamak için yüzmek yerine tembelce batmadan durmaya çalışırlarsa onları yüzeyden dibe itmek için tepeden su fışkırtan püskürtücüler bile koymuştu. Sonra, sıçanların boğulmadan önce -yiyecek, dinlenme veya kaçma şansı olmadan- ne kadar bir süre yüzdüklerini ölçmüştü.

Callahan ve Simpson’dan farklı değillerdi, o zaman onların da bir seçim yaptıklarını söyleyebilir miyiz? En azından bedenleri dayanabildiği sürece yaşamayı mı seçmişlerdi?

Sebat ödüllendirilmediği zaman çekilen bir acı vardır ve sonra muhtemelen bir kurtuluşun zamanında fark edilmemiş olmasının getirdiği derin bir üzüntü olur.

Şoklar eş zamanlıydı, her çift için aynı anda başlayıp devre dışı bırakma yeteneğine sahip köpek yan panele bastırdığı zaman sona eriyordu. Böylelikle her çifte uygulanan şok miktarı aynıydı, ama köpek lerden biri acının kontrol edilebilir olduğunu hissederken diğeri hissetmiyordu. Şokları sona erdirme imkânı olmayan köpekler, bir süre sonra, seansların bitiminden sonra bile devam eden kaygı ve depresyon belirtileri olarak korkudan sinip inlemeye başlamışlardı. Şokları durdurabilen köpekler biraz rahatsızlık belirtisi göstermekle birlikte, kısa sürede acıyı önceden tahmin etmeyi ve panellerine bastırarak ondan kurtulmayı öğrenmişlerdi.

Duvar, üzerinden atlanacak kadar alçaktı, önceki aşamada şokları durdurabilen köpekler, nasıl kaçacaklarını çabucak bulmuşlardı.

Duvarın öbür tarafına kolayca geçerek acıdan kurtulabilirlerdi, ama bunu göremiyorlardı.

Seçimden söz ettiğimizde, kastettiğimiz, kendimiz ve çevremiz üzerinde kontrolümüzü kullanmaktır. Seçim yapmak için, ilk önce, kontrolün mümkün olduğunun algılamalıyız.

Sıçanlar, artan yorgunluklarına ve bariz bir kaçış yolu görünmemesine rağmen yüzmeyi sürdürmüşlerdi. Çünkü -bildikleri kadarıyla- çaba harcadıklarında özgürlüğü tatmışlardı. Öte yandan şoku durdurma olanağı olmayan köpekler, öncesinde tamamen bir kontrol kaybı yaşadıklarından umutsuz durumda olduklarını öğrenmişlerdi. Sonradan kontrol onlara verildiğinde davranışları değişmemişti çünkü kontrolü algılayamamışlardı.

1.2 Akılda Seçim

Açlıkla tokluk, güvenlikle korunmasızlık ve hatta ölümle yaşam arasında etkin bir şekilde seçim yapmak için bu doğal araçlara güveniriz. Yine de, seçme yeteneğimiz, sadece duyusal bilgilere tepki vermekten daha fazlasını içerir.

Fonksiyonel manyetik rezonans görüntü taraması (fMRI) (MRG) gibi teknolojideki son gelişmeler sayesinde, seçim yaparken devreye giren ana beyin sisteminin kortikostriatal ağ olduğunu tespit edebiliyoruz.

Ama seçimle bağlantılı asıl fonksiyonu, deneyimle bağlantılı ödülü değerlendirmekle ilgilidir; bizi, “şeker-iyi”, “çürük diş-kötü” şeklinde uyarmaktan sorumludur. Aslında, istediğimiz şeyi istememiz için gereken bağlantıyı sağlar.

Yine de, sadece tatlı şeylerin cazip olduğu ve diş çürüğü nün de acı verici olduğu bilgisi, tercihlerimizi yönlendirmek için yeterli değildir. Belli koşullarda çok fazla tatlı yemenin, sonunda diş çürümesine yol açtığı bağlantısını kurmalıyız. Burası, kortikostriatal devrenin diğer yarısı olan prefrontal korteksin işe dâhil olduğu noktadır.

Bu seçim yapma arzusu o kadar özümüzde olan bir şeydir ki, onu ifade edebilecek hale gelmemizden önce dahi ona göre hareket ederiz. Dört aylık bebekler üzerinde yapılan bir çalışmada araştırmacılar, bebeklerin ellerine ip bağlamışlar ve o ipleri çekince güzel bir müziğin çalmasına yol açabildiklerini öğrenmelerini sağlamışlar. Araştırmacılar, sonradan ipli bağlantıyı kesip müziğin gelişigüzel aralıklarla çalmasını sağlamışlar. Deney, çalan müzik miktarının bebeklerin kendilerinin başlattıkları müzik miktarıyla aynı olacağı şekilde tasarlanmış olmasına rağmen çocuklar, üzülüp kızmışlar. Bu bebekler sadece müziği duymak istememişlerdi; onu seçme gücüne sahip olmayı arzulamışlardı

1.3 Altın Kafesteki Panter

Demokles’in kılıcı, genellikle siyasitçilerin kullandığı bir deyimdir. Efsaneye göre; Siraküza Kralı Dionysoskral olmanın çok rahat ve güzel olduğunu savunan Demokles‘e ders vermek için onu yemeğe davet eder. Onu ince bir sicimle tavana bağlanmış ağır bir kılıcın altındaki koltuğa oturtur ve ona iktidarın aslında ne kadar zor olduğunu gösterir.

“Demokles’in kılıcı” deyimi günümüzde farklı anlamlarda kullanılmaktadır. Bu anlamlardan birisi “önemli mevkilere yönelik potansiyel tehditleri” vurgulamak içindir. İktidar güzel gözükür ancak ölüm tehlikesiyle burun burunadır. Bununla beraber bu deyim; ”önemli mevkilerde” bulunan idarecilerin makamlarına aldanıp, o makamların taşıdığı ağır sorumlulukları unutmamaları gerektiğini vurgulama manasında da kullanılmaktadır.

Bunlarla diğer sayısız hikâye, özgür olma ihtiyacının, zarara yol açsa bile güçlü bir güdüleyici etken olduğunu gösterir. Bu, sadece özgürce hareket etmenin iyi hisler vermesi yüzünden değil, bunu yapamamanın doğal olarak nahoş ve stresli olması yüzündendir. Baskı altındayken endokrin sis temi, vücudu, ani tehlikeyle baş etmeye hazırlayan adrenalin gibi stres hormonlarını salgılar. Hepimiz, tehlikeli bir durum karşısında veya strese girdiğimizde, hayal kırıklığına uğradığımızda ya da paniğe kapıldığımızda savaş ya da kaç tepki sini hissetmişizdir. Nefes ile kalp atışları hızlanır ve oksijen bakımından zengin kanın uç noktalara çabuk pompalanması için kan damarları büzülür. Sindirim ve bağışıklık sisteminin işletilmesi gibi bedensel faaliyetlerde kullanılan enerji, ani eylem için gerekecek daha fazla enerjiyi açığa çıkarmak amacıyla geçici olarak azalır. Göz bebekleri büyür, refleksler hızlanır, konsantrasyon artar. Vücut, normal fonksiyonlarına ancak kriz geçince yeniden dönebilir.

1.4 Sağlığı Seçme, Sağlıklı Seçme

O zaman, şirket merdivenine tırmanamayanlar ya da tırmanmamayı seçenler için bir umut var mıdır? Whitehall Etüdü, rahatsız edici olmakla birlikte bir umut olduğunu gösterir. Bu çalışmalarda, insanların sağlığını en çok etkileyen şey, işlerinde sahip oldukları gerçek kontrolün düzeyi değil, sahip olduklarını algıladıkları kontrolün miktarıdır.

Verdiği mesajın odak noktası, huzurevi sakinlerinin bir şeyler yapmalarına izin verildiği, ama esenliklerinin sorumluluğunun personelin ehil ellerinde olduğuydu. Koordinatörün, “Burayı sizin için gurur ve mutluluk duyacağınız bir yuva haline getirmenin bizim sorumluluğumuz olduğunu düşünüyoruz ve size yardım etmek için yapabileceğimiz her şeyi yapmak istiyoruz,” dediği şekilde bu yaklaşım, o zamanlarda (ki hâlâ öyle) huzurevlerinin kuralıydı.

1.5 Hikayeler Anlatmak

Genç Seneca, “Köleliğin insanın tüm varlığına sindiğini zannetmek hatadır; daha iyi olan kısmı ondan muaftır: aslında beden bağımlıdır ve bir efendinin hükmü altındadır, ama akıl bağımsızdır ve aslında o kadar özgür ve o kadar yabanidir ki, kapatıldığı bedenin hapsindeyken bile zapt edilemez. Hayvanlar için bedenin hapse dilmesi tüm varlığın hapsedilmesidir, ama bir kişi, fiziksel özerkliğe sahip olmadığında bile özgürlüğü seçebilir.

2. YABANCI TOPRAKLARDA BİR YABANCI

2.1 Birey Ve Topluluk

1995’te, Kyoto, Japonya’da, kültürel sosyal psikolojinin kurucularından biri olan Shinobu Kitayama ile doktora tezim için araştırma yaparken oralı bir ailenin yanında kalarak birkaç ay geçirdim. Kültürel farklılıklar, hatta yanlış anlamalar yaşayacağımı biliyordum, ama bu durumlar, çoğunlukla onları en az beklediğim yerlerde karşıma çıkıyordu. Bunların en şaşırtıcısı, bir restoranda yeşil çaya şeker istediğim durum olabilir. Biraz duraksadıktan sonra garson nazik bir biçimde, yeşil çayın şekerle içilmediğini söyledi. Ben, bu âdeti bildiğimi, ama çayımı şekerli sevdiğimi söyledim. Talebim, aynı açıklamanın daha da saygılı bir versiyonuyla karşılaştı: Yeşil çay şekerle içilmez. Anladığım halde ona, Japonların yeşil çaylarına şeker koymadıklarını bildiğimi ama yine de yeşil çayıma şeker koymak istediğimi söyledim. Böylece karşı çıkılan garson, konuyu müdürüne iletti ve ikisi uzun bir konuşmaya başladılar. Sonunda müdür bana, “Çok üzgünüm. Bizde şeker yok,” dedi. Yeşil çayı istediğim gibi içemeyeceğim için siparişimi değiştirip garsonun kısa süre içinde getirdiği bir fincan kahve sipariş ettim. O fincanın tabağında iki paket şeker duruyordu.

“Dünyada iki önemli irade vardır: Biri kader, diğeri ise görevdir.”

Bir ulusun ya da topluluğun kültürünü etkileyen faktörler, aynı etkiyi birey üzerinde de yapabilirler. Ulusları, ister GSYİH açısın dan ister mavi yakalı ve üst-orta sınıf Amerikalıların yıllık gelirleri açısından kıyaslayalım, daha büyük zenginlik, her düzeyde daha çok bireyselcilik ile bağlantılıdır. Yüksek nüfus yoğunluğu, toplulukçuluk ile bağlantılıdır çünkü başkalarıyla yakın yaşamak, huzuru korumak için davranışlarda daha çok kısıtlama gerektirir.

2.2 İki Düğünün Hikayesi

Diğer bir deyişle evlilik, paylaşılan amaçlara dayalıydı. Eşler, sadece birbirlerine karşı değil, akrabalarına karşı olan görevlerle de kısıtlanmışlardı. Aileye karşı görevler, yaşamın ötesine uzanacak kadar güçlü olabilirdi; İbranilerin kutsal kitabı Tevrat’ta yer alan Yasa’nın Tekrarı adlı bölüm bir erkeğin, kardeşi ölürse onun karısıyla evlenip, geçimini sağlaması gerektiğini bildirir.

Dolayısıyla bir tarafta topluluğun çıkarlarını gözetmek amacına hizmet eden tarihsel görücü usulü evlilik standartlarımız varken diğer tarafta iki insanın, karşılıklı sevgiye dayalı bir yaşama yönelmelerinin beklendiği modern versiyon var. İkisini kıyaslarken hangisinin daha iyi olduğunu mu sormalıyız?

Oysa George Bernard Shaw’un sözleriyle, aşkın sebep olduğu evlilik, iki insanı, “en vahşi, en çılgın, en yanıltıcı ve en geçici tutkuların etkisiyle bir araya getirir. Ölüm onları ayırana kadar sürekli o heyecanlı, anormal ve yorucu durum da kalacaklarına yemin etmeleri istenir.”

Görücü usulü beraberliklerde, evliliğin getirdiği mutluluk, aslında, görevlerin yerine getirilmesine göre ölçülürken aşk evliliklerinde asıl kriter iki kişinin arasındaki duygusal bağın yoğunluğu ve sürekliliğidir. İnsanlar, bunun bilinçli bir şekilde farkında olsunlar ya da olmasınlar, duyguları ve bu duyguların sonuçları, evlilik hayatının nasıl açıklanacağına dair varsayımlarından çıkar. Her mutlu evlilik anlatısının kendi beklentileri ve bunların karşılanma ölçütleri vardır. Sonunda, bu anlatılar bize sadece evlilik için izlememiz gereken yolu açmakla kalmaz, bir ay, bir yıl ya da 50 yıl sürebilecek bir performansın tüm senaryosunu da verir. Bazılarımız doğaçlama yapar, bazılarımız yarısında bir küfür savurur, ama gösteri devam etmelidir ve eder de.

2.3 Özgür Hissetmek

Psikolog ve toplumsal kuramcı Erich Fromm’un 1941’de yayınlanan, kültürümüzün el üstünde tutulan değerlerinden birinin niteliği üzerinde yazdığı Özgürlükten Kaçış adlı kitabında incelikle yaptığı önemli bir ayrımı güzel bir şekilde örnekler. Fromm, özgürlüğün, birbirini tamamlayan iki bölümden oluştuğunu öne sürer. Özgürlük hakkındaki ortak kanı, “insanı sınırlayan politik, ekonomik ve ruhani zincirlerden kurtulma” anlamına geldiğidir ki bu, özgürlüğü, amaçlarımızın peşinde koşmamızı zorla engelle yen diğer şeylerin yokluğu olarak, yani serbesti olarak tarif eder. Bu “serbesti” anlamının aksine Fromm, özgürlüğün değişik bir anlamını daha tanımlar, o bir yetenektir: Belirli sonuçlara erişme ve potansiyelimizi tam olarak idrak etme özgürlüğü, yani “erişme özgürlüğüdür”. “Erişme özgürlüğü” ile “serbesti” her zaman birbirlerine uymazlar ama insan, seçeneklerden tam olarak yarar sağlamak için her iki anlamda da özgür olmalıdır. Bir çocuğa, kurabiye alması için izin verilmiş olabilir, ama üst raftaki kavanoza ulaşamazsa kurabiyeyi alamaz.

Dünya Değerler Araştırması verilerine göre, hem ABD’de, hem de Avrupa Birliği’ne üye ülkelerde, kendilerini liberal olarak tanımlayanlar, muhafazakârlara göre “yoksullar tembeldir” ifadesini daha az uygun bulup “kazancı şans belirler” ifadesini daha uygun bulmuşlardır.

3. KENDİ ŞARKIM

3.1 Kendine Yardım Et

Avrupa’da, NEET’ler (Not in Educati on, Employment or Training: Öğretimde, İstihdamda veya Eğitimde Olmayanlar) olarak bilinirler.

(Fakir Richard’ın Almanağı)

Bu benzersiz seçme serbestisi, özgürleştirici olabilmenin yanı sıra belirli talepleri de yanında getirir. London School of Economics’te sosyoloji profesörü olan Nikola Rose’un, Powers of Freedom adlı kitabında yazdığı gibi, “Modern bireyler yalnızca ‘seçmekte özgür olmakla kalmayıp, aynı zaman da yaşamlarını seçimleri bakımından anlamak ve düzenlemek zorundadırlar. Geçmişlerini yaptıkları seçimlerin sonucu olarak yorumlamalı, geleceklerini ise yapacakları seçimlere göre hayal etmeliler. Dolayısıyla seçimleri, seçen kişinin özelliklerinin gerçekleşmesi -kişiliğin dışa vurumu- olarak görünür ve bu seçimleri yapan kişiye yansır.” Dolayısıyla, kişinin kendisi olması, benliğini en iyi şekilde yansıtan seçimleri yapmaktır ve bu seçimler -toplam olarak ele alındığında- en kıymetli değerin, yani özgürlüğün dışa vurumu ve yürürlüğe konmasıdır. Seçenekler diyarının vatandaşları olarak bizler, en üst düzey demokrasinin içinde yaşarız ve sadece kendimiz için değil, özgürlük kavramına bağlılığımızı doğrulamak için de seçimler yapmaya mecburuz. Kişisel kararlarımızın politik bir boyutu da vardır.

3.2 Tıpkı Herkes Gibi Benzersizim

John Donne’ın gözlemlediği gibi: “Hiç kimse tek başında bir arada değildir; herkes kıtanın bir parçasıdır, ana karanın bir görünümüdür.”

3.3 Doğru Tutarlılık

Rachel Wells iş ve meslek danışmanlığı (sayfa 129)

4. DUYGULAR VE DUYARLILIK

4.1 Mutluluk Derdi

Kişisel zevkleri savunmak zorsa romantik çekimi açıklamak neredeyse imkansızdır. Tıpkı Blaise Pascal’ın “Kalbin, aklın bilmediği nedenleri vardır,” dediği gibi.

British Colombia Donald Dulton (sayfa 169)

Görüyorsunuz, oto matik sistem fizyolojik tepkileri kaydeder, ama onlara neyin sebep olduğunu her zaman çözemez. Korku ile aşk tamamen farklı duygular olarak görünmekle birlikte onların bedensel yansıması epeyce benzer olabilir: Kalp atışı giderek hızlanır, avuçlar terler, içiniz pir pır eder. İlk görüşte aşkın gerçekten de düşme korkusuyla epey ortak noktası olabilir.

Köprü araştırmasının sonuçları sıra dışı değildir. Aslında, ruh halimizin ipuçlarını çoğunlukla toplumsal bağlamda ararız.

Eğer kendi fikrimizi bile bilmiyorsak bizi neyin mutlu edeceğini nasıl anlarız? Otomatik sistemi, yansıtıcı sistemle kıvamına getirebiliriz ve tersini de uygulayabiliriz ama yine de hatalar yaparız. Belki de cevapları sadece kendi içimizde aramak yerine başkalarının benzer durumlarda ne yapmış olduklarına bakmalıyız. Mutluluk araştırmasında önde gelen bir uzman olan Psikolog Daniel Gilbert, Mutluluk Üzerine Çeşitlemeler adlı kitabında şöyle yazar: “Bu tahminde çok ironik olan şey, duygusal geleceğimiz hakkında isabetli tahminler yapmamız için gerekli olan bilgi burnumuzun dibindedir ama kokusunu alamayız.” Başkalarının deneyimlerinin çoğunlukla alakasız olduğunu düşünme eğiliminde oluruz çünkü bizim şartlarımızın ve bizim kişiliklerimizin eşdeğeri yoktur. “Kendimizi eşsiz varlıklar -başka kimseye benzemeyen kafalar- olarak görürüz.” der Gilbert, “ve böylece çoğu kez başkalarının tecrübelerinden çıkarmamız gereken dersleri reddederiz.”

Dr. Seuss bizi, yaşam oyununda bazen kendi rakibimiz olduğumuz konusunda uyarır. Şeytana uymamak için mücadele ederken ya da kendi kararlarımızın bizi hayal kırıklığına uğrattığını hissettiğimizde kendimize karşı nasıl galip geleceğimizi merak edebiliriz.

Daha çok seçimin güç yanlarını ele alan ileriki bölümleri okurken, öğrenme eğrisinin zaman zaman dikleştiğini ve bizim de tökezlemeye mahkûm olduğumuzu görebiliriz, ama bilinçli önsezilerin ve dostlarımızın yardımıyla gelişme gösterebileceğimizi de unutmamalıyız.

5. BEN Mİ, ROBOT MU?

5.1 Kırmızı Hap

“Aklınızı özgürleştirmeye çalışıyorum.”

“Bütün bunlar, aklımızın hapishanesi, bizleri kontrol altında tutmak için oluşturulmuş bir hayal dünyası. Gerçeğin ne olduğunu görmek ister misiniz?” der. Ellerini ceplerine sokar, çıkarıp, avuçlarını açar, her birinin ortasında birer hap vardır. “Mavi hapı alırsanız hikâye sona erer, uyanırsınız ve neye inanmak istiyorsanız ona inanırsınız. Kırmızı hapı alırsanız Harikalar Diyarı’nda kalırsınız ve ben size tavşan deliğinin ne kadar derine gittiğini gösteririm. Unutmayın, önerdiğim şey hakikatten fazlası değil.”

5.2 Odadaki 230 Kiloluk Goril

Çoğunlukla eşit derecede arzu edilen veya edilmeyen seçenekler arasındaki dengeyi bulmayı gerekli görürüz, bazen de bir şeyle yüz yüze gelene kadar onun hakkında gerçekte ne düşündüğümüzü bile bilmeyiz. Seçimlerde oylarımızı kullandığımız çeşitli yerler, bir tarafa ya da diğerine destek hazırlayan okuldaki tebeşir tozunun kokusu, kilise mihrabındaki dilek mumunun alevi gibi- duyusal ipuçları içerirler.

6. VE SONRA HİÇBİRİ KALMADI

6.1 Kendimizi Direğe Bağlamak

Hamlet’ten bir uyarlama yaparsak, mesele “seçmek ya da seçmemek” olduğunda “yürek sızısından ve bedeni bekleyen binlerce doğal darbeden” tamamen kaçılamaz. Hayat bizi, sadece bu “binlerce doğal darbeyi” indirerek değil, onların arasından seçim yapmamızı sağlayarak da sürekli olarak sınar. Cevap, nadiren “pasta” kadar kolay ve aşikârdır. En zorlu açmazlarda, arzulanmayan bir sonucun algılanan nedenselliği, daha açık ya da daha iyi bir seçenek olmasa bile, zayıflatan bir yük olabilir. Seçme özgürlüğü için sıklıkla zihinsel ya da duygusal bir vergi öderiz.

Bu bölümde kapsanan seçim senaryoları, kurgusaldan gerçeğe, komikten trajiğe kadar çok çeşitlilik göstermektedir. Sonunda az yoğurtla kalmak, yetersiz sağlık hizmetiyle sonuçlanmak gibi uzak görünmeyebilir ama unutmayın ki, her seçimin, hayat değiştiren türden olsun olmasın, bizi endi şe içinde bırakma ya da pişman etme olasılığı vardır. Bunun la birlikte, bu bölümde anlatılan çeşit çeşit araştırma düzeni, seçeneklerimizi genişleterek değil de, kararların bazı kısımlarını başkalarına devrederek ya da kendimizi, seçim süre cini olumlu yönde etkileyecek şekilde sınırlayarak, seçimin yorucu etkilerini azaltacak güce sahip olduğumuzu anlatır. Bu stratejilerin özel örnekleri, bir duruma duygusal açıdan, mantıklı karar vermemizi engelleyecek kadar fazla bağlanmışsak uzmanlara danışmayı ve yararlı olacağını bildiğimiz eylemleri ve davranışları teşvik eden SMarT gibi programları kullanmayı kapsar. Bu yöntemler, zor seçimleri silemez ama bizi hayatın getirdiği değişimlere daha iyi hazırlayabilir. Ger çekte, seçimden kaçmanın bir yolu yoktur: “Seçmek ya da seçmemek?” sorusunu nasıl cevaplarsanız cevaplayın daima bir seçim yaparsınız. Ama bu seçim, işkence görüyormuşsunuz hissine kapılmanıza yol açmamalı. Şimdi, pastayı verir misiniz lütfen?

Seçim Yapmak

KAPANIŞ

Geri kalmayacağız keşfetmekten

Ve bütün keşiflerimizin son

Yola çıktığımız yere varmak

Ve orayı ilk kez tanımak olmak

T.S. Elliot

Turna Yolculuk

“Onlar, geçmiş yedi yaşam boyunca evliydiler ve daha yedi yaşam boyunca da evli olacaklar.”

Bunu bildiğim için, tahminini bilfiil göz ardı etmeye çalıştım. Yine de, bu dingin, saygı dolu, tütsü kokulu dünyaya girişimin mest edici ve rahatlatıcı geldiğini inkâr edemem. O dünyanın ritüeli ve en çok da gerçek cevapların göksel varlıklardan, kendimizden başka varlıklardan dil dökerek elde edilebileceği duygusu, o inanç; bu tecrübe bu yüzden o kadar karşı konulmaz bir şey.

Sonraki bölümlerde gördüğümüz gibi, seçim süreci kafa karıştırıcı ve yorucu olabiliyor. Düşünecek çok fazla şey var, sorumluluğu alınacak çok fazla şey var, onun için bazen daha kolay bir yolun özlemini çekmek şaşırtıcı değil. Seçim, gücünü neredeyse sonsuz olan vaatlerinden alır ama yine de büyük bir belirsizlikle karşı karşıya kalırız. Aslında seçimin gücü belirsizlik içermesinden gelir; gelecek belirlenmiş olsaydı seçimin pek değeri kalmazdı. Oysa geleceğin, güç seçimlerin ötesinde uzanıyor olmasıyla yüzleşmek bizi heyecanlandırdığı kadar korkutur da. Arada sırada bir kararın nasıl sonuçlanacağının haberini önceden almak bir rahatlama getirebilir.

İnsan yine de intihardan bir seçim olarak söz etmeye tereddüt eder çünkü o çoğunlukla, seçmekten çok zorunda kalınmış bir hareket, bir çaresizlik eylemi olarak tasavvur edilir. Albert Camus, Sisifos Söyleni adlı denemesinde, “haya tın yaşamaya değer olup olmadığına karar vermek, felsefenin temel sorusunu cevaplamak anlamına gelir,” der. Hodge’in intiharı, onun cevabıdır: Hayat artık yaşamaya değmez. Peki, bu, zihinsel bir bozukluktan çok bir tercih olarak kabul edebileceğimiz bir şey midir? (“Kabul etmek” derken, onun hareketlerinin ahlaki zeminde onaylanmasının ya da reddedilmesinin bize bağlı olduğunu kastetmediğimi açıklığa kavuşturmalıyım. Benim açımdan, intiharı doğru ya da yanlış olarak yaftalamak bizim işimiz değil. Benim düşüncem, daha çok, seçenek ile seçenek-olmayan arasına nerede ve nasıl bir çizgi çekebileceğimizdir.)

Yaşamın, doğası gereği, ona fiyat belirleyemeyeceğiniz (sigorta sektöründe çalışmadığınız takdirde) için değeri olduğu öne sürülebilir. Dolayısıyla, insan, yaşama sebepleri ile yaşamdan vazgeçme sebeplerini tartarken, aslında yaşamın ne kadar kıymeti olduğuna karar vermeye çalışıyordur. Beyinde bir hata gibi görünebilen şey, bu kıymet takdiridir. Camus’ye göre:

Yaşamak, tabii ki, asla kolay değildir. Varoluşun birçok sebeple buyurduğu hareketleri yapmaya devam eder siniz, ilki alışkanlıktır. İsteyerek ölmek, bu alışkanlığın gülünç özelliğinin, yaşamak için adamakıllı bir nedenin eksikliğinin, gündelik heyecanların çılgın karakterinin ve ıstırabın işe yaramazlığının içgüdüsel olarak farkına vardığınıza işaret eder.

Conrad Aiken’in “When You Are Not Surprised” (Şaşırmadığında) adlı şiiri, şu öneriyle sonuçlanır: Yaşam seni şaşırtmayı bıraktığında “o zaman ölümü hoş kar şıla ve ölüm tarafından merhametle karşılan/ ve yine dal o sonu gelmeyen bilinmezliğe / ilk şaşkınlığa uyandığın yere.” İnsan, ölümü geldiği yere dönmek olarak görürse onu son seçim olarak kabul etmesi daha kolaylaşabilir.

Camus’nün, ölüler diyarındaki cezası taşı yuvarlayarak dağın tepesine çıkarmak, aşağı yuvarlanışını seyretmek ve taşı yeniden dağın tepesine çıkarma hareketini tekrarlamak olan Sisifos söylenini nasıl sunduğunu düşünün. Yaşamı seven bir adam olan Sisifos, beyhude bir işle ebediyeti har camaya mahkûm edilmiş gibidir ama tepeye vardıktan sonra tekrar aşağı inerken düşünecek zamanı vardır. Durumu gülünçtür ama “kaderi ona aittir. Onun taşı, ona aittir… adamın geri dönüp yaşamına baktığı o güç algılanan anda taşına doğru dönen Sisifos, bu hafif dönüşte, kaderi haline gelen bir dizi alakasız hareketin, kendisi tarafından yaratıldığını, belleğinin gözlerinde bir araya gelip sonunda ölümle bağlandığını düşünür.” Bu dünyadaki kısa görevimizde taşı, seçimler vasi tasıyla ve yardımıyla yuvarlayabiliriz. Eğer, Camus’nün öne sürdüğü gibi, “tepeye doğru mücadele etmek insanın kalbini doldurduğu için” “Sisifos’un mutlu olduğunu düşünmeli” isek seçim kanalıyla ya dağın eteğinde surat asarız ya da tepelere ve mutluluğa erişiriz.

Sisifos

Seçim Yolu

İşte size, dört kolay ipucu:

İndirin: Seçeneklerinizi idare edilebilir bir sayıya indirin. Genel olarak yedi artı eksi iki iyi bir sayıdır ama göz önünde bulundurmanız gereken faktörler çoksa seçenek sayısının daha az olmasını, ya da benzer kararlar almakta tecrübeliyseniz sayının daha fazla olmasını isteyebilirsiniz. Unutmayın, seçenekler arasındaki farkları söyleyemiyorsanız hepsine birden ihtiyacınız yoktur: Onların hepsine tek bir seçenekmiş gözüyle bakın.

Güven oluşturun: Uzman tavsiyesi ve kişiselleştirilmiş önerilerden yararlanarak seçimlerinize duyacağınız güveni oluşturun. Bazen seçenek sayısını indirmek mümkün değildir ya da tavsiye edilmez. Bu gibi durumlarda, daha iyi bilen ve bilgiyi daha etkili bir şekilde işleyebilen kişilere ve sistemlere güvenin.

Sınıflandırın: Mevcut seçeneklerinizi sınıflandırın ya da sınıflandırmayı sizin için yapan kişilere başvurun. Bu sizin, bir seçenek takımının diğerinden farkını görmenizi ve her seçeneğin nitelikleri ile bileşenlerini görmeniz için uzmanları taklit etmenizi sağlar.

Şartlayın: Kendinizi, daha az, daha kolay seçeneklerden başlayıp, daha büyük daha karmaşık seçeneklere doğru git meye şartlayın. Yüzme bilmiyorsanız havuzun derin kısmına atlamayacağınız gibi, kendinizi, sizi zedeleyecek seçeneklerin içine de atmamalısınız. İşe rahat hissettiğiniz yerden, ayağınızın yere değdiği noktadan başlayıp sığ sularda yürüyerek başlayın, derin sulara birdenbire atlamayın. Sadece daha çok güven duymakla kalmayacak, beceri geliştirip, uzun vadede performansınızı artıracaksınız.

Yıldızlı Paragraf

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir